Sinemanın ‘Dostoyevski’si sustu!

Created on Wednesday, 25 January 2012 17:23

Yunan trajedilerinden beslendi. Beyaz perdeye farklı bir bakış ve derinlik kazandırdı. Sinema eleştirmeleri onun için “Zamanın bilirkişisi” diyordu. Yunanlı yönetmen Theo Angelopoulos, dün yeni filminin çekimleri sırasında motosikletin çarpması sonucu hayatını kaybetti. 

Angelopoulos, sinema otoritelerine göre dünyada yaşayan büyük yönetmenlerden biriydi. Dostyovski her ne kadar “Hepimiz Gogol’un ‘Paltosundan çıktık” dese de dünya edebiyatının vazgeçilmez ismi Dostyovski’dir. Edebiyat için Dostyovski ne ise Theo Angelopoulos’ta sinema için öyledir.

“Kitara’ya Yolculuk” “Sisli Manzara” “Leyleğin Geciken Adımı', “Kumpanya', “Ulis'in Bakışı'’, “Sonsuzluk ve Bir Gün” “Ağlayan Çayır” ve da “Zamanın Tozu”. İsimleri kadar içerikleri de hayli gizemli filmler. Replikleri Kazancakis, Ritsos, Kavafis tadındadır;

- “Büyükbabam diyor ki, zaman bir çocukmuş deniz kenarında deniz kabuklarıyla oynayan.”

- “Neden çürüyüp gider insan… Sessizce…”

- “Bir odanın gölgesine sığınmışsın, gecenin sesleriyle yağmalanmış. Kapalı gözlerle bakıyorum sana, mühürlenmiş kulaklarla dinliyorum seni. Ağzım kapalı yalvarıyorum sana.”

- “Bir gün, sana sormuştum: Yarın ne kadar sürecek? Cevap verdin bana; Sonsuzluk ve bir gün kadar...”

‘ZAMANIN BİLİRKİŞİSİ’

Tarih vardır ve sessiz akıp gider. Ünlü Alman sinema eleştirmeni Wolfram Schütte onun için “Zamanın bilirkişisi” diyor. Brecht’in “epik tiyatro” anlayışı kameranın büyüsüyle birleştirmişti. Kimilerine göre insana, iç dünyamıza bir yolculuktu yapıtları. Kimine göre ise insanı insandan uzaklaştırır, başka boyutlara götürürdü. 

1935 yılında doğan Yunanlı yönetmen Theo Angelopoulos politik sinemanın en önemli isimlerindendi. Eserlerinde bitmek bilmeyen yolculuklar, arayışlar, sınırlar özgürlük arayanlar vardır. Kamarasının önündeki hareketler uzun ve durgundur. Ama film bittikten sonra bu durağanlığın aslında hikayenin kapısı olduğunu anlarsınız.

Sembolleri ise hep aynıdır; sisli bir hava, yalnız biri, yıkılmış evler, savaşın vurduğu kadınlar, çocuklar, göçmenler, köklerinden koparılmış insanlar. “Benim yüzyılım” dediği 20. yüzyılı Yunan trajedisiyle yoğuran Angelopoulos, bekli de hep aynı filmi çekti. Yalnızlığı, insan arayışını… 

Angelopoulos dün akşam saatlerinde çekimlerini sürdürdüğü yeni filmi “Başka Deniz” için gittiği Drapetsona bölgesinde karşıdan karşıya geçerken bir motorsikletin çarpması sonucu ağır yaralandı. Ambulansla Metropolitan hastanesine ameliyata alındı ancak kurtarılamayarak hayata yumdu.

Yunanistan’ın dünyaya kazandırdığı isimlerden olan Angelopoulos; teknolojinin, modern ve hızlı hayatın bir gün onun da hayatını biçeceğini görürcesine “Teknoloji ilerlerken vicdan berraklığını yitirir” sözlerini hatırlıyoruz.

Sinema sevgisini bir yaşam tarzı haline getirmiş insanların filozof, hatta peygamber katına yükselttiği yönetmenler vardır. İşte Angelopoulos onlardan biri.

‘’Biz dünyayı değiştirebileceğimize inandığımız bir kuşağız ancak değiştiremedik. Dünya daha iyi hale gelmedi" diyen Angelopoulos sinemasını şöyle anlatıyor:

"Benim için sinema başlangıçta bir tür karabasan gibi olmuştu. 1946-1947 yılları arasında başladım ilk olarak sinemaya... Savaştan hemen sonra... 9 yaşındayken izlediğim bir film benim hayatımda çok etkili oldu. Filmde bir gangster elektrikli sandalyeye doğru götürülüyordu. Hiçbir şeyden korkmuyor gibi görünen bu gangster bir an oluyordu ve korkuyordu. Daha sonraki birkaç yıl boyunca bu sahne benim rüyalarıma giriyordu ve gangsterin 'ölmek istemiyorum' sözü bana karabasan oluyordu.

İlk filmim albayların diktatörlüğü üzerineydi. Ben o döneme ait bir takım gerçekliklerden yola çıkarak, bütünsel bir şeyler ortaya çıkarmaya çalıştım. Filmlerimde seyahatler, sürgünler benim temalarımdı. Yaşamım boyunca benim peşimi bırakmadılar, halen de bırakmıyorlar. Değişik temalar benim zihnime sürekli girip çıkıyor. Seyahatler, ayrılıklar, başı boş dolaşmalar...

Yolun yarısından biraz fazlasını gittiğimi düşünüyorum. Bu yolu tarihsel olayların peşinden koşmakla harcadım. O süre zarfında da imgeden nasıl yararlanacağımı öğrendim. İmgelere hakim olmaya çalışmadığımızda hakim olabiliyoruz. Her bitiş yeni bir başlangıç, bütün bunlar duygusal bir kaos içinde gerçekleşiyor. Yani, bu duyguları ifade edebilmek bir bakıma çok zor. Yeniden başlamak, bir kez daha yitirdiklerimizi yeniden bulmak için her seferinde yeni bir başlangıç yapıyoruz. Biz bilmediğimiz bir tanrıya dua eder gibi yapıyoruz. Ben bir kez daha bana bir film yapma şansı verilmesini diliyorum.

 

AYGÜL YILDIZ-ANF