Film Eleştirileri

  • 1
  • 2
  • 3
Prev Next

TATLI BELA

10-01-2014 Hits:1725 Selma Cavuldak Administrator - avatar Administrator

TATLI BELA

Selma Cavuldak- Sinema Dicle Yeni filmimiz 2000 yapımı,erin brockoviç in gerçek yaşamından beyaz perdeye aktarılmış başarılı ve azimli sıcak öyküsüyle izlenmeye değer bir film. Başrol oyuncumuz güzeliği ve çektiği filmlerde kadın konulu...

Read more

Başkanın Adamları: Başkanın Köpekleri!

19-11-2013 Hits:4241 Ardin Diren Administrator - avatar Administrator

Başkanın Adamları: Başkanın Köpekleri!

“Yalan söyleyin. Mutlaka inanan çıkar. Yeterince sık söylenen yalan, sonunda gerçek hale gelir.”(Hitler'in propaganda bakanı Goebbels)ARDÎN DÎREN- Sinema DicleBasın ve medyanın tarihsel süreç içinde her ülkede, bulunan koşullara göre farklı şekillendiği...

Read more

Masalsı bir öykü: Jîn

09-11-2013 Hits:3177 Sadık Bağadur Administrator - avatar Administrator

Masalsı bir öykü: Jîn

Sadık Bağadur- Sinema Dicle Türkiye’de ve Kürdistan’da çekilen politik filmlerin olumlu ve olumsuz tepki toplayan bir çok örneği olduğu şüphesiz. Ama İzlediğimiz bu tarz filmlerde, senaristin hayal dünyası ve yönetmenin çekim...

Read more

RÛMETA MİROVAHİYÊ WÊ ÎŞKENCÊ TÊK BİBE!

07-11-2013 Hits:1754 Ardin Diren Administrator - avatar Administrator

RÛMETA MİROVAHİYÊ WÊ ÎŞKENCÊ TÊK BİBE!

ARDÎN DÎREN- Sinema Dicleey pakrewaney xwîn-şêrînê biqasî tehma dirrîreşkaney di şerran de cirrnexweşê biqaskurîbeşkante çermê xwe rakişandiye ji dêvla meşkante xwîna xwe kil kiriye bi ser xistiye rûnê azadiyan(Rênas Jiyan)Siwarê...

Read more

JÎN: Li Mêrsîn'ê çîrokek Qendîl'ê!!

05-11-2013 Hits:1647 Ardin Diren Administrator - avatar Administrator

JÎN: Li Mêrsîn'ê çîrokek Qendîl'ê!!

ARDÎN DÎREN-Sinema DicleBêguman jiyana gerila û gerîlatiyê ji gelek mirovan re tiştek bi efsûn û têr meraq e. Çiya û jiyana çiya ji zafek mirovan re bu ye kul û...

Read more

MOEBÎUS: QÎRKİRİNEK Lİ SER ZAYENDİYÊ

20-10-2013 Hits:1651 Ardin Diren Administrator - avatar Administrator

MOEBÎUS: QÎRKİRİNEK Lİ SER ZAYENDİYÊ

ARDÎN DÎREN-Sinema Dicle                                       " Zîhn, weke çiyayekî ji bûzê ye. Tenê ji hefta...

Read more

SABIR TAŞI

20-10-2013 Hits:2011 Selma Cavuldak Administrator - avatar Administrator

SABIR TAŞI

Selma Cavuldak-Sinema Dicle    Yeni filmimiz Afganistan sinemalarından,2012 yapımı film Atiq Rahimi nın romanından uyarlanmıştır.Kitap 2005 te kocası tarafından öldürülen ,25 yaşındaki Afgan şair Nadya Encüman anısına yazılmıştır.Başrol oyuncumuz güzelliğiyle...

Read more

3 İDOİT

10-05-2013 Hits:3626 Selma Cavuldak Administrator - avatar Administrator

3 İDOİT

  Selma Cavuldak - Sinema Dicle   Yeni filmimiz 2009 Hint sinemalarından,yönetmenliğini Rajkumar Hirani nin yaptığı,başrol oyuncusu Amharr Khanin klasikleri arasına giren en iyi gişe yapmış hit filmidir.  Filmimiz mühendislik okuyan üç arkadaşın...

Read more

Özgür olmalı ruhun, tıpkı bedenin gibi

13-04-2013 Hits:3063 Non Serviam Administrator - avatar Administrator

Özgür olmalı ruhun, tıpkı bedenin gibi

  Non Serviam-Sinema Dicle Sıcak bir çayı yudumlarken, düşünüp gitmek, sessizce duran yüzünün derinliklerine… Yaralar alarak, yudumlak çayı….   Birazda sen ağla , diye haykırıyor  şimdilerde bir adam ,taa derinlerden…. Yüzüm baharlara kuş  … Hüznüm ise  dağlara...

Read more

Kim demiş Coen kardeşler Kürdistan’a gelmiyor?

Coen biraderleri Kürt topraklarında gördüğümüz için Bahman Ghobadi’ye teşekkürlerimizi bir borç biliyoruz. Film içinde trajediyi kara mizahla aktarma, kahraman olgusunun belirsizliği ve imgelerin post-modern örüntüye çekilip eleştirel koza çekilişi ile iyi işler çıkartan Coen’lerin tadımlık dünyalarını bize ait coğrafyada yine bizden birinin kadrajında görmek elbet güzel bir heyecan.
Türkiye’de ilk olarak, 22. Uluslararası İstanbul Film Festivali kapsamında 25 Nisan 2003’te gösterilen ve yönetmenin ilk uzun metrajlı filmi olan Gomgashtei Dar Aragh (Annemin Ülkesinin Şarkıları), sinemasal gerçeklik akımının semalarında durarak, sadelikten ödün vermeden, Coen filmleri tadında çok güzel ve anlamlı bir yapım olduğunu belirtmek isterim. Başrollerini tümüyle amatör oyuncuların oynadığı film, kimilerince propagandatif olarak görülse de vermek istediğini veren bir yapıt. Hem sinemanın asıl amaçlarından biri değil midir propaganda?

Sinema, doğuşu ile beraber ‘propaganda’ ile kol kola yürümüştür. Çünkü en etkili sanat dalı sinemadır. Filmi çeken bir yönetmen olduğu sürece, yani o makinenin başında bir insan evladı olduğu sürece, kendi dünyası çerçevesinde inandıklarını savunarak verecektir, aktaracaktır.
Savaş konulu bir film tarafsız durabilir mi? İlla ki bir tarafa cevap olacaktır. Bir derdi vardır ki çekmiş yönetmen. Bu minvalde Kürt filmlerinin (henüz tam olarak olmayan sineması) işi daha zor. Çünkü konu açısından diğer filmlerden ayrılıyor. Yani olan ne ise verilir, çok da düşünmeye gerek yok, ya da görsel efekt veyahut konuyu çekici kılmak için türlü türlü cinlikler. Kürt sineması henüz o kıvamda değil, ihtiyaç da duymuyor bir yerde. Çünkü özgür değil, henüz emekleme aşamasında ve henüz konuşmuş da değil.

Mirza ve Hanare
Bu filmde de çok kasmadan, oluruna bırakarak Mirza ile yola çıkıyorsunuz. Mirza başkarakter ve oğulları yan karakter! Konusunu kısaca hatırlatacak olursam, Mirza tüm Kürdistan’ın tanıdığı başarılı bir müzisyen ve özel hayatı ile de gündem olmuş biri. Sanırım özel hayatından yola çıkılmış olması da magazinin evrenselliğine vurgu. 23 yıl önce karısı Hanare, onu en yakın arkadaşı Seyid’e tercih etmiştir. Bu duruma başta Mirza olmak üzere, diğer aile fertlerini ve sevenlerini de derinden sarsmıştır. Ta ki bir gün Iraklı mülteciler gelip Mirza’yı bulana kadar. Hanare bir mektup bırakmıştır ve Mirza’ya ihtiyaç vardır. Mirza iki oğlunu da yanına alarak yola çıkar. Serüven başlar…
Filmin kendisini yol kısmında görüyoruz. Yönetmenin filmi zaten asıl bu kısım için çektiği anlaşılıyor. Yılmaz Güney’in Yol filminin etkileri bu kısma sinmiş, hemen belli oluyor. Çünkü karakterler gittikleri mekâna göre şekilleniyor. Bahman Ghobadi bu filminde de metaforlara başvurmuş. Cadillac Records filminde Miles Davis’in 1959 yılında polis işkencesine uğramış halinden çıkan o kanlı görüntüsüne gönderme ne ise, Annemin Ülkesinin Şarkıları‘ndaki gönderme bombardımanı daha fazla, daha üzücü, daha dozajı yüksek, daha göze sokulacası bir hal…

Mirza Kürt topraklarında belki sıradan, belki filmde durduğu gibi de sıradan olmayan bir portre. Gözü pek ve sevdasına düşkün. Aşkın peşine düşecek kadar vefalı. Sevgili Hüseyin Karabey’in Gitmek filminin Ayça’sı gibi bir karakter. Hanare ise dertli bir yaşam sürmüş, lanetlenmiş ve filmde sadece gözlerini gördüğümüz bir kadın. Hanare filmde bariz bir şekilde Kürdistan’ı simgeliyor, kendisi Kürdistan’dır. Mirza ise vatanına varmak isteyen bir insan. Sevdiği aslında ülkesi. Çünkü kadını her şeyi. Mirza yollarda çok zorluklar yaşıyor oğulları ile beraber. Şiddete maruz kalıyor, dramlara tanıklık ediyor, inciniyor, incitiyor. Bazen bir şeyleri anlamlandırmakta zorlanıyor yaşlı hali ile. Saddam’ın vahşetini görüp bize çaktırmadan arka taraftan mekan kurgusu ile yansıtıyor. Ağlayanlar, kaçanlar ve beddua edenler tek tek bir trajedi sergisinin açılışı gibi yerlerini alıyor.

Kürdün değişmez manzaraları ve kadının işlenişi
Toplu mezarlar, yakılan köyler, tanınmayacak hale gelmiş kişiler ve toprakları, karasal vahşetin üstüne bir de kimyasal ile pekiştirilmiş içsel bir ruh-i tecavüz. Ve elbette bu olup bitenlerden çok da haberdar olmayan çocuklar. Filmde ilginç bir şekilde Mirza nerede duruyorsa, orada çocukları görüyoruz ve farklı ama sevmekten kendimizi alıkoyamadığımız karakterlerle tanışıyoruz. Hepsi de şarkı söylüyor, halay çekiyor, soru soruyor ve sohbet ediyor. Duyarsız değil hiç biri. Ghobadi hiçbir filminde çocukların peşini bırakmadı. Sinemasını çocuklar üzerinden anlatıyor, mesajı böylece daha net yerine ulaştırıyor.
Bu konudaki tavrı net. İran sinemasının klasik anlayışı olan „Basitçe anlat“ düsturunu iyi benimsemiş. Ve çocukların dağın başında ders gördükleri bir sahnede ders sonrası ellerinde yapraktan yapılmış uçaklarla hep beraber onu aşağı süzdüklerinde belki de Ghobadi’nin unutulmayacak bir sahneye imza attığını kimse yadsımayacaktır…

Mirza kendince yolun sonuna vardığını düşündüğünde sadece yeni umutlar elde eder. Hanare ona yüzünü göstermez. Kimse ona Hanare’nin orada olduğunu da söylemez. Çünkü sesi, atılan kimyasal bombadan gitmiştir ve yüzünde yaralar vardır. Seyid ölmüştür ve Mirza bunu da bilmemektedir; orada öğrenir. Kısaca yaralıdır Hanare. Bu yarası Kürdistan yarası gibidir. Kürdistan da paramparçadır, ses telleri gibi. Sadece yüzü değil, kalbi de yaralıdır. Ondan geçen tüm yollar çetrefilli ve zordur. Savaş vardır üstünde. Mağdurdur, sonu mutlu değildir. Diğer bir ifade ile Hanare özgürlüktür ve Mirza özgürlüğe varmak istiyor. Yönetmen araya giriyor bu noktada ve „Aradığınız özgürlüğe henüz Kürdistan da ulaşılamıyor“ diyor.
Kürdistan’ın bir kadın üzerinden resmedilmesi de ayrıca anlamlı ve güzeldir. Çünkü kadın daha içten hisseder, daha bir özümser. Acıyı yüzüne hele de gözlerindeki irisin tam ortasına çok daha fazladan nakşeyler. Bu, onun zayıflığını göstermiyor.

Tam tersine onunla yaşama gücünü gösterdiği için onu daha da güçlü kılıyor. Bir miras gibi. Filmde umudunuzu yitirmeyin diyen bir Hanare de görüyoruz. Çünkü bir kız bırakmıştır Mirza’ya. İşte o kız umuttur. Korunmalıdır ve gelecek için sevilmelidir. Mirza’nın sırtından geçmesi de gelecek için umudun tükenmemesi gerektiğine dair bir işarettir. Bu da Kürt topraklarındaki mücadeleye göndermedir. Pes etmeyin deniyor. Ayrıca filmin adının Annemin Ülkesinin Şarkıları konmasının anlamı da budur. Yönetmenin „annem“ dediği kişi ülkesidir. Yani Kürdistan’dır. Ghobadi’nin „tel“, „dağ“ ve „göç“ten oluşan sinematik alt mesajları filmin başından sonuna kadar paralel bir şekilde bizimle oluyor. Sarhoş Atlar Zaman‘ında Eyüp’ün atı le sınırı geçen hali, yerini Mirza ve küçük kızına bırakıyor.

(ÖZGÜR AMED)