ÖLÜMCÜL YÜZLERE iHTiYAC



Kürt Sineması’nda Karakterler Problemi

Kürt sinemasında henüz karşılaşamadığımız başka karakterlerden de söz etmek mümkün. Örneğin kara filmlerin ve bağımsız sinemanın dedektif ve femme fatale tipleri. Elbette Ghobadi birçok ölümcül çocuk yüzleri üretti. Fakat henüz ölümcül kadın yüzlerine rastlamak mümkün değil. Kürt sinemasında karakter ‘kahramanın tipolojik varlığından’ daha çetrefilli bir düzlemde dallanıp budaklanmış bir durumdadır.



Romantizmin büyük probleminin mekân içerisinde karakterler yaratmak ve realizmin ise karakterlere mekân yaratmak olduğu bilinir. Karakterler daima kendileri tarafından çevrelenen ve kendilerinin de tarafından çevrelendiği bir iç-dış dinamizmi ile var olurlar. Bu dinamizmin sinemadaki varlığını da analiz etmek gerekiyor. Karakterin ‘gündelik kişiden’ farkı, kendisinin sinemanın zaman-mekân diyagramı içerisinde var olmasıdır. Karakter mekânsal ve zamansal vektörler içerisinde filmik bir alanın oluşması anlamına gelmektedir. Bu alanın varlığı içerisinde karakter, ‘gündelik kişinin’ teknik cihazların dolayımı içerisinden geçmesi ile oluşmaktadır. Bu dolayımın ekseninde kendisini ‘gündelik kişiden’ ayırt edebildiğimiz karakteri tasnif etmek ve onu filmik bir malzeme olarak adlandırabilmemiz gerekmektedir.
Kürt sineması bağlamında karakterler sorununu ele almak Kürt sineması üzerine de oldukça yeni bir düşünme faaliyeti anlamına gelmektedir. Bu metnimizde Kürt sineması içerisindeki üç karakter tipini tasnif edip analiz etmeye çalışacağız. Kürtlerin sözlü edebiyat geleneği içerisinde romantizmin güçlü izleri gözlemlenebilir. Kürt söylenceleri başlı başına mitsel karakterler üzerine kurulmuştur. Gilles Deleuze’ün kahramanların, halkların kendilerini inşa ettikleri süreçler içerisinde ortaya çıktıkları şeklindeki gözlemi hatırlanacak olursa, Kürtlerde bu sürecin uzunluğu ve derinliği bağlamında, Kürtlerin güçlü bir kahramanlar söylencesine sahip olduğu kestirilebilir. Tasnifimizde ilk sırayı alacak olan sanırım kahramanın tipolojik varlığı olacaktır. Buna verilebilecek en iyi örnek Halil Uysal sineması olabilir. Bu sinema tamamıyla kahramanların sınır durumlardaki varlığını ve direnişini ele almaktadır. Elbette bizler tasnif çabamızı kahramanın tipolojik varlığının ötesine dek ilerletmeliyiz. Çünkü Kürt sinemasında karakter ‘kahramanın tipolojik varlığından’ daha çetrefilli bir düzlemde dallanıp budaklanmış bir durumdadır.
Tasnifimizin ikinci sırasını müzikal karakterlere ayıracağız. Kürt sineması, Kürt sözlü edebiyatı ile ilginç bir yakınlık içerisindedir. Örneğin Bahman Ghobadi karakterlerinin müzikal yoğunlukları tıpkı sözlü edebiyattaki karakterlerin müzikal yoğunlukları ile yan yanadır. Müzik başlı başına Kürt kültür dünyasının güçlü bir ifade aracıdır. Bahman Ghobadi’de karakterlerin doğrudan müzisyen oluşları ilgi çekicidir. Film boyunca karakterlerin müzikal bir söylem içerisinden kendilerini özgürleştirmeye yönelik güçlü talepleri gözlemlenebilmektedir. Müzik, Bahman Ghobadi sinemasında belgeselden kurguya geçişte kurgu ile kurulan ilişkide kendisine başvurulan bir referans gibi durmaktadır. 1999 yapımı ilk uzun metrajlı filmi olan Dema Hespên Serxweş - Sarhoş Atlar Zamanı’nda karşımıza çıkan sisin acımasızca örttüğü bir dünyadır. Bu dünyada müzik henüz dekoratif bir unsur halindedir. Müziğin oluş halindeki doğrudan varlığını bizler tamamıyla 2002 yapımı Gomgashtei Dar Aragh - Anavatanımın Şarkıları adlı ikinci uzun metraj filminde gözlemleriz. Artık müziğin kendisi bir yazgı haline dönüşmüştür. Müzik kendisi ile birlikte etrafındaki varlıkları ölümün ve yaşamın zamansızca dansına davet etmektedir. Müzikal karakterlerin bu derece yoğun kullanımına Kürt sinemasında şu ana dek en iyi örneğe Bahman Ghobadi sineması içerisinde gözlemlenebilmektedir. Ghobadi 2006 yapımı Nîwê Heyvê- Yarım Ay adlı filminde de benzer şekilde doğrudan müzisyen karakterler ve süreç içerisinde müzisyen haline gelen karakterler inşa etmeye devam etmiştir.
Kürt sinemasında bu şekilde karakterin müzikal oluşları bir yönüyle oldukça ilgi çekici olmakla birlikte bir diğer yönüyle ise artık kendisini doyum noktasına getirmiş bir temayül haline gelmiş durumdadır. Dünya sinemasında karakterlerin bu tip müzikal oluşları daima ilgi çekmiştir. Müzisyenler bir dönem sinemanın en ilgi çekici teması iken artık yerini müzikal sekanslara bırakmış durumda. Müzik, işitsel parçaların hissi bir düzenlemesi gibi ele alınmaktadır. Gündelik hayatımız içerisindeki sıradan bir ses, kodlanmış bir müzikal ses gibi filmik unsur içerisinde kullanılabilmektedir. Kürt sinemasında maalesef bu düzeyde bir ses katmanı düzenlemesi ile karşılaşmak henüz mümkün değil. Bunun dışında kültürel müziklerle desteklenmiş bir ses katmanı hala yaygın bir kullanım halindedir. Sanırım bu bağlamda Kürt sinemasında ses katmanının kullanımının oldukça yetersiz olduğu gözlemlenebilir.
Tasnifimizin üçüncü sırasını Hiner Saleem sinemasında karşımıza çıkan poetik karakterlere ayıracağız. Bu tip karakterlerin en önemli özelliği mekânı ve zamanı şiirsel bir yoğunluğun içerisinde var etmeleridir. Karakter bir rüzgâr gibi etrafta esmekte ve kendisi ile birlikte zamanı ve mekânı sürüklemektedir. Andrei Tarkovsky’nin Stalker’i ve Andrey Rublov’u bu tip karakterlere verilebilecek en iyi örneklerdir. Karakter kristal bir nehir gibi akarken filmin kendisini etrafında örmektedir. Elbette bu oldukça güç bir sinema tipidir. Çünkü filmi kendi içinde kristalleştirebilecek bir dinamiğe ihtiyaç vardır. Poetik karakter bu bağlamda oldukça güç bir sinema faaliyetinin ürünüdür. Kürt sinemasında Saleem’in bu tipten bir çabası olduğu 2003 yapımı Votka Lemon adlı filmi ile gözlemlenebilir. Zira Saleem’de karakterin poetik varlığını diğer filmlerinde yeteri düzeyde görmek mümkün değil. Sanırım Saleem açısından karakter poetik olmaktan ziyade gündelik hayatın saçmalıkları ve zorbalıkları etrafında absürdleşmiş bir haldedir. Poetik karakterde olan soruları ve arayışları Saleem’in absürd karakterinde bulmak mümkün değil. 2005 yapımı Sıfır Kilometre’de Kürt Ako’nun kendisine anlam vermekte güçleştiğimiz, durmaksızın hareket halindeki varlığı, çığrından çıkmış askeri bir zorbalığın yarattığı absürd bir tipolojidir. Saleem sinemasında karakter daima ekonomik, askeri ve benzeri sorunların etrafında absürd bir varlık halinde inşa edilmektedir.
Kürt sinemasında henüz karşılaşamadığımız başka karakterlerden de söz etmek mümkün. Örneğin kara filmlerin ve bağımsız sinemanın dedektif ve femme fatale tipleri. Kürt sinemasında henüz ‘ölümcül yüzlerle’ karşılaşamadık. Elbette Ghobadi birçok ölümcül çocuk yüzleri üretti. Fakat henüz ölümcül kadın yüzlerine rastlamak mümkün değil. Yani kendileri ile birlikte bizlerin ışığı ve karanlığı, yaşamı ve ölümü yani tümüyle sinema hayat bağlantısını yeniden kurabileceğimiz ölümcül kadın yüzlerin…
 
Kamuran cakir( Koalakültür)