Kürt sorunu aslında o sınıfta başlıyor



İSTANBUL - İki Dil Bir Bavul. Öğretmen gelmiştir Kürtlerin yaşadığı bir köye. Öğretmen Kürtçe bilmez, çocuklar Türkçe... Önlerinde bir yıl vardır anlamak, anlaşmak için. Kürt çocukları üzerindeki asimilasyonu çarpıcı bir şekilde anlatan filmin yönetimi Özgür Doğan ‘’Kürt sorunu aslında o sınıfta başlıyor’’ diyor.

Orhan Eskiköy ile birlikte çektikleri ‘İki Dil Bir Bavul’ filmi ile 86 yıllık asimilasyon politikasını beyaz perdenin büyüsüyle seyirciye aktaran Kürt yönetmen Doğan ile konuştuk.

* İlkin senaryodan ve film fikrinin ortaya çıkışından başlamak istiyorum. Bu filmi yapmak hangi ihtiyaçtan ve nasıl bir fikirden ortaya çıktı?



- Biz 2003’de başka bir filmin montajını yapıyorduk ve o sırada Bingöl’de öğretmenlik yapan bir arkadaşımız bizi ziyarete geldi ve başından benzer bir olay geçtiğini söyledi. Kışın çocuklardan gaz istiyor ama çocuklar ertesi gün kerpeten getiriyor. Sonra dedik ki, demek ki bu memlekette hiçbir şey değişmemiş. Çünkü benim çocukluğumda da benzer bir şey yaşanmıştı. Bu dil problemi hala yaşanıyor ve bunun üzerinden film yapalım dedik. Bu şekilde yola çıktık. Bir yandan para aramaya başladık. Öte yandan senaryoyu geliştirdik ve ancak 2007’de başladık. Sonra Siverek’te bir öğretmen bulduk. Öğretmen bir Kürt köyüne gidiyor ve anlaşamıyorlar çocuklarla. Bu iletişimsizlik üzerine, bu saçmalık üzerine film yapmak istedik ve yola çıktık böylece.

* Filminiz aslında asimilasyon politikasını ve çocukların bundan çektiklerini anlatıyor. Kürt çocuklarının bu ince ayardan nasıl geçirildiğini başarılı bir şekilde aktarıyorsunuz ve bu filmle çokça ödül aldınız. Bu yolda nasıl bir yöntem denediniz? Nelerden faydalandınız?

- Bize göre sisteme göre bir problem var. Bu sistemde çalışmayan bir şey var. Asimilasyon var ama bunun kurbanı her iki taraf. 85 yıldır uygulanan bir eğitim sistemi var ve bu yürümüyor. Hem öğretmenler kurban hem öğrenciler. Biz bu durumu anlatmak istedik. Hem öğretmene hem de öğrencilere belli bir mesafede durup dengeli bir film yapmak istedik. Bunu yaparken elbette ki bu tarafsızlık demek değil tabi. Her zaman bir bakış açımız var. Kimse karşı çıkamasın diye uğraştık. Sadece çocukları ele alsak, Türk tarafı diyecek ki bunlar propaganda filmi yapmış. Öbür türlü yapsak Kürtler kendini bulamayacaktı. Dolayısıyla orta yolu bulmayı denedik. Sisteme dair bir şey çıksın istedik.

* Politik bir mevzu, hem de sert bir politik konuyu ele alıyorsunuz. Ancak bunu yaparken siyasi veya propagandaya girecek handikaplara düşmüyorsunuz. Bunu nasıl başardınız? Bu konuda yardım aldığınız bir yöntem ya da kişi oldu mu?

- Aslında o konuda kesinlikle kendi duygu ve sezgimize güvendik. Kürt sorunu aslında o sınıfta başlıyor. Olaya böyle baktık. Kürt sorunu aslında bu sınıfta başlıyor. Her iki tarafta da ön yargılar var. Türk tarafında bu yargılar daha büyük. Sorun büyüyüp yumak haline geliyor. Öğretmen öğrencileri anlamıyor, öğrenciler de onu anlamıyor. Bu çocukların kendi anadilinde eğitim görmesi gerekiyor ama göremiyorlar. Ortada çok adaletsiz bir durum var. Normal bir çocuğun bir yılda kat ettiği yolu Kürt çocukları 5 yılda ancak geçebiliyor. Yani TUİK’in verilerine göre Kürt çocuklarının yüzde 46’sı ilkokulu bitiremiyor. Böyle bir adaletsizlik var. Dolayısıyla biz bu kadar sert bir konuyu estetsize edip, sinemanın da tüm tekniklerini kullanarak empati duygusunu geliştirmek istedik. Türk tarafından biri izlediğinde bundan kaçamasın istedik. Yani kesmenin saldırmayacağı bir film yaratmak istedik.

* Bir Türk ve Bir Kürt yönetmen olarak birlikte yola çıktınız ve aranızda gördüğüm kadarıyla çok hoş bir uyum var ve bu uyum aynı hoşlukta bir filme dönüşmüş. Siz kendi aranızda bu uyumu nasıl sağladınız? Ayrıca çekim aşamalarında neler yaşadınız? Köylülerle iletişim ve çocukların o kadar doğal oluşunu nasıl başardınız?

- Biz Orhan’la 2000’den beraber çalışıyoruz. Daha önce birlikte 4 belgesel yaptık. Birbirimizi çok iyi tanıyoruz ve birbirimize karşı son derece samimiyiz. Her şeyi başlamadan detaylı tartışıp danışıyoruz. Birimizin göremediğini öbürümüz görüyor. Aynı duygunun peşinde olduğumuz için problem yaşamıyoruz. Çekimlerde ise, Emre konusunda zaten sorun yaşamadık. Duygularını çok rahat ifade eden bir öğretmen kendisi. Köylülerle ise şöyle bir yol izledik. Benim anadilim Zazaca, Kurmanci az biliyorum. Anlıyorum ama konuşamıyorum. Kamerayı ilk kurduğumuzda herhangi bir televizyon kanalı sandılar. Ve sorunlarını aktardılar. Fakir olduklarını ve sorunlarını olduğunu söyleyip yardım istediler ilkin. Bir süre sonra baktılar ki biz sürekli geliyoruz ve bir şey olmuyor. Sonra alıştılar bize. Ve öyle gelişti. 3 saat çekim yapıyorsak 5 saat onlarla zaman geçirdik. Çocuklarla oyunlar oynuyorduk. Tavla oynayıp köylülerle iyi bir iletişim sağlamıştık. Sonuçta böyle bir film çıktı. Güven duygusu geliştiği için rahat bir ortamdı.

* Filminiz Altın Koza’da Yılmaz Güney Özel Ödülü aldı. Avrupa’da gösteriliği festivallerde büyük övgü ve ödüller aldı. Yine en prestijli festival olan Altın Portakal’da ödül aldınız. Neler hissediyorsunuz? Filminiz Kürt sineması için nasıl bir anlam taşıyor?

- Biz çok mutluyuz bu kadar büyüğünü hayal etmiyorduk. Biz bu filmi 3-5 kopya da olsa gösterime koyalım diye düşünüyorduk. Bu duyguyla yola çıktı. Sonra Altın Koza’da filmin kaderi birden değişti. Ve herkes çok beğendi. Türkiye’nin en görünür ve en büyük festivalinde de benzer tepkiler geldi. Çok mutluyuz. Bir kere üretim koşulları çok demokratikleşti. Bu dijital olanaklar elimizi çok güçlendirdi. Artık çok düşük bütçelerle çok iyi filmler yapılabiliyor. Benzer filmler de var. Min Dit ve 5 Nolu Cezaevi gibi. Ben şuna inanıyorum. Ciddi bir potansiyel var Kürt gençlerinde. Bu örnek onları cesaretlendirecek ve çok iyi filmler çıkacak. Ben bu konuda son derece umutluyum.

* Sizin filminizle ilgili başka tartışmalar da vardı. Bu açılım tartışmaları ile ilgili bir takım görüşler dillendirildi. Bu anlamıyla biraz da haksızlık yapıldı size sanki. Bu tartışmalara ne diyorsunuz?

- Bu tartışmaların muhatabı biz değiliz. Kimse bize söylemiyor. Sormamalarını da tercih ederiz. Biz 2003’te fikir olarak tartışmışız ve 2007’de çalışmaya başlamışız. Açılım dediğiniz şey 3 aylık bir geçmişi olan bir şey. Yani bizim derdimiz temel bir insani haktan yola çıkıp film yapmaktı ve bu konuda yapılmamış bir şey yapmaktı. Anadilde eğitim bizim en temel problemimiz. Kabul edilmesi açılımla ilgili mi değil mi yorum yapmıyoruz. Orası bizi ilgilendirmiyor. Biraz da abartıldığını düşünüyorum. İzleyici tepkisiyle bu açığa çıkacak.

* Son alarak neler söylemek istersiniz. Filminiz gösterime giriyor. Neler yapacaksınız bundan sonra?

- Biz tüm illerde yönetmen katılımlı gösterimler gerçekleştirmek. Çağrıldığımız her yere gideceğiz. Filmimiz gösterime giriyor ve biz bir tartışmayı başlatmak istiyoruz filmle. Olabildiğince geniş izletip tartışmak istiyoruz. Dileğimiz filmin izlenmesi ve temel bir şey üzerinden bir tartışma başlatmak.

kaynak:ismail yildiz anf