Portakal suyu satıcılığından Usta bir Kürt Yönetmene; Bahman GHOBADİ


1969 yılında İran’ın Kürt bölgesinde bulunan Bane kentinde doğan Bahman Ghobadi, çok genç yaşta Sanadaj kentinde elma ve portakal suyu satarak geçimini sağlıyordu. Yaşamının en önemli 2 tesadüfünden biri bir fotoğraf dükkanının önünden geçerken bir resmin ilgisini çekmesiyle başlamış. Sonra Sanadaj kentinde bir kütüphaneden aldığı ‘Animasyon fimleri’ adlı kitabını tesadüfen eline aldığı zaman nerden bilebilirdi ki yaşamının en önemli anını yaşadığını. İran ve Irak sınırına yakın bir yer olan Bane’li ünlü Kürt Yönetmen Bahman Ghobadi’nin yaşam öyküsü işte böyle başlıyor. Kendi deyimiyle “Eğer kütüphaneden o kitabı almasaydım. Bugün bir uyuşturucu bağımlısı olacaktım” diyerek, yaşamının nasıl bir tesadüfün eseri olduğunu anlattı Ghobadi. Özellikle Sarhoş Atlar Zamanı ve Kaplumbağalar’da uçar adlı filmleriyle bilenen ünlü Yönetmen Ghobadi, bugüne kadar 40’a yakın kısa film ve 3 uzun metrajlı filme imza attı. 1995-1999 yılları arasında birçok ulusal ve uluslararası yarışmalarda ödül kazanan 10 kısa filme yönetmenlik etmiştir. Bunlar arasında Clermont-Ferrand Festivali’nde Jüri Özel Ödülünü kazanan ” Siste Yaşam ” filmi de bulunmaktadır.

1999 yılında, Abbas Kierostami’nin ” Rüzgar Bizi Taşıyacak ” filminin çekimlerinde baş asistan olarak çalışmış, Samira Makhmalbaf’ın ” Kara Tahta ” isimli filminde başrollerden birini oynamıştır. Ghobadi, son filmi ” Sarhoş Atlar Zamanı ” ile 2000 yılı Cannes Film Festivali’nde “Altın Kamera Ödülü”, ” Genç Sinema Ödülü ” ve ” PIPRESCI Ödülü “ne layık görülmüştür. 52. San Sebastian Film Festivali’nde “Altın Midye – En İyi Film Ödülü” ve “En İyi Senaryo Jüri Özel Ödülü”nün yanı sıra Berlin Film Festivali’nde de “Barış Ödülü”nü kazanan “Kaplumbağalar da Uçabilir” Saddam sonrası Irak’ta çekilen ilk film özelliğini taşıyor.

 

 

Pek çok uluslararası festivalde ödüle layık görülen uluslar arası bir Yönetmen olan Ghobadi, yaşadığı Kürt coğrafyasında  hiçbir sinema okulu olmamasına rağmen nasıl bu duruma geldiğini katıldığı Batman Kültür ve Sanat Festivali’nde DİHA’ya anlattı.  merak konusudur “Kaplumbağalar da Uçar”, 2006 Oscar ödülleri için de İran tarafından “En iyi yabancı film” dalında aday adayı gösterildi. Ghobadi, Kürtler’in yaşamını bir trajedi olarak ele alıyor. Ve filmlerinde sınırlardan ve çocuklardan vazgeçmeyerek Kürt trajedisini beyaz perdeye sosyolojik bir dille yansıtıyor.

*Sinema yaşamınız nasıl başladı?

Ben aslında sinemayı sevmiyordum. Sinemayı ben seçmedim sinema beni seçti. Kürdistan’da sinema için bir üniversite yok, okul yok. Sinemayı öğrenmen için bir eğitim alanı yoktur. Benim geçmiş hayatım bana sinemayı öğretti. Sınırda yaşayan bir çocuktum. Aile hayatım zorluklarla doluydu. Hayat içersinde sinemayı öğrendim.

*Hayatınız sinemanın içersine nasıl girdi?

17 yıl önce animasyon filmleri ile başladım sinemaya. İran’ın Sanadaj kentinde. Bundan önce sokakta elma suyu ve portakal suyu satıyordum. Küçük bir büfem vardı. Her gün spora gidip geliyordum. Büfemin olduğu yerde küçük bir fotoğrafçı dükkanı vardı. Bir gün ordan geçerken, bir foto gözüme çarptı. Dükkana girdim. Sahibi bana daha fazla fotoğraf gösterdi. Ve ben fotoğrafçılığa fotoğrafa aşık oldum. O fotoğrafçı benim ilgimi görünce bana “Dağlara gelip fotoğraf çekermisin” dedi. Bende kabul ettim. Birlikte dağlara çıktık. Orada bir filmin yarısını ben çektim yarısını da o çekti. Bir hafta sonra fotoğrafçı beni stüdyosuna çağırdı. Çektiğimiz filmleri gösterdi. Çektiğim fotoların mükemmel olduğunu söyledi bana. Fotoğrafların kompozisyonunu çok beğenmişti. Ondan sonra ilgim başladı. Bende o fotoğrafçıya fotoğraf sanatına ilişkin bana yardımcı olabilmesini istedim. O da bana ‘Kütüphaneye git. Orada fotoğraf üzerine kitaplar oku’ dedi. Gittim kütüphaneye ve fotoğraf üzerine bir kitap aldım. Ancak bir kitap daha aldım oradan. Adı “Animasyon filmleri” idi. Tamamen rastlantı oldu bu kitabın elime geçmesi. Ben Animasyon kitabını aldım okudum. O kitabı okurken bir animasyon filmi yapabilirmiyim diye kendi kendime sordum.

Ben daha sonra büfemi kapattım bunun üzerine. Annemle birlikte Tahran’a taşındık. İlk çekimi şöyle gerçekleştirdim. Bir resmin üzerinde futbol sahası vardı. Bu futbol sahasının üzerine uluslar arası sigaraları yerleştirdim. Bunları birbiriyle animasyonlu futbol oynattım. Bu animasyon filmini annemle birlikte çektim. İlk filmimi annemle yaptım.

Yaşınız kaçtı o zaman? Çok gençtiniz herhalde

O zamanlar daha 16 yada 17 yaşında idim. Daha sonra bir gazetede bir film festivali reklamı gördüm. Ben bu sigaraları oynatarak yaptığım animasyon filmini o festivale gönderdim. Ve ben buradan ödül aldım. Bu ödülle birlikte yeni çalışmalar düşünmeye çalıştım. Çünkü bu bana büyük bir güven verdi.  Ben kendime güveniyordum. Yeteneğimin olduğuna inanmıştım. Bu konuda çalışmalar yapmaya başladım. Yönetmenlerle tanıştım ve geliştirdim kendimi. Sinema ya böyle atıldım işte. Bir kısa animasyon filminden başladı.

O kitap olmasaydı. Bugün siz ne yapıyor olacaktınız?

Tahran büyük bir şehir ve genç erkekler, daha çok uyuşturucu kullanıyordu.  İçki, uyuşturucu gibi şeylerle uğraşıyorlardı. Benimde bunlara bulaşma ihtimalim çok büyüktü. Ben o zaman rastlantı sonucu fotoğrafa ilgi duymasaydım. Bende bugün uyuşturucunun içersinde olurdum. Bu biraz bir şanstır. Şansıma fotoğrafa ilgi duydum.

*Peki uzun metrajlı filmlerine gelelim o zaman. Hem Sarhoş Atlar Zamanı hem de Kaplumbağalar da uçar filminde çocuklardan vazgeçmediniz. Neden?

Benim yüreğim bir çocuk yüreğidir. Kürt halkı çocukluğunu yaşamadı ki. Ben hiç çocukluğumu yaşamadım ki. Benim çocukluğum sınırlarda geçti. Ben çocukluk yaşlarımı yaşamadım. Sınırda yaşayan bir çocuk doğarken 20 yaşındaki biri olmuş gibi doğuyor. Hayatım çok zorluklar geçti anlıyormusun? Ben inanıyorum ki Kürt çocuğu dünyaya geldiğin de yaşadığı zorluklardan dolayı yaşının çok ötesinde yaşıyor. Beden olarak çocuk ama ruhsal ve düşünsel daha büyüktürler. Filmlerimdeki çocuklarda aslında çocuk değiller. Ben çocuklarla işte bu bahsettiğiniz filmleri yaptım. Gelecekte yapacağım 2 projem var. Ama onlar da çocuk olmayacak.

Sınırlardaki trajik yaşamları ele almışsınız. Sınırlar trajedinin simgesi mi?

Ben sınır kentinde doğdum ve yaşadım. Bu benim sorunumdur. Sınırlarda yaşananlar benim sorunumdur. Yaşamımdır ve bende bir komplekstir. Bu koşullarda yaşadım ve bu benim bakış açımdır. Ve ben bu koşullara göre bir hayal  gücüm var. Bunu yansıtıyorum filmlerime. Ama Sınırlarda yaşananlar büyük bir  trajedidir. Bence Kürt halkının yüzde 95’i zaten bir trajedi yaşıyor. Türkiye, İran, Irak, Suriye Kürtler’inin hepsi bu trajediyi yaşıyor. Geri kalan yüzde 5’i bilmiyorum ne durumdalar. İşte bak ben Kürdüm sen de Kürtsün. Ama ikimiz de birbirimizi anlamıyoruz. Bu bir trajedi değimlidir. Bu büyük bir trajedidir. Ama ben filmlerimde bu trajeyi mizahi bir şekilde de ifade ediyorum.

Kaplumbağalar’da uçar nasıl oluştu?

Son filmimin konusu bir savaştır aslında. Saddam’ın devrilmesinden 2 hafta sonra Irak’a gittim. Ben ilk o filmi yapmaya gittiğimde. Aslında normal bir film çekecektim. Gittim, baktım ki, çocukların kolları, ayakları yok. Mayınları gördüm. Ve çekmek istediğim filmin senaryosunu değiştirip. Çocuklarla yapmaya karar verdim. O filmdeki çocukların hiç biri oyuncu değiller. Ama profesyonel oyunculardan kat kat daha iyi oynadılar. Çünkü kendilerini oynadılar. Çocukları seçmemdeki neden geleceğin temsilcisi olmalarıdır. Çünkü gençlerin, ve yaşlıların çok bir şansları yok. Bir şeyi değişriremez ve kendileri de değişemez kolay kolay. Ama çocuklar gelecektir. Çocukları anlatmak gerekirdi. Anlattım.

Peki siz yaptığınız filmlerin politik ve siyasal içerikli olmadığını söylüyorsunuz. Ancak politik mesajlar veriyor?

Hayır benim filmlerim sosyolojiktir. Sosyal yapıyı ele alıyorum. Genellikle Kürtlerin sorunları dış dünya tarafından politize  ediliyor. Politik bir bakış açısıyla bakılıyor. Kürtler’in politik sorunları var. Filmlerim politik olarak ta algılanıyor buda bir gerçek. Ama ben sosyolojik ele alıyorum. Ben politikadan anlamıyorum aslında. Nefrette ediyorum politikadan.

ABD’nin bölgeyi cennete çevireceğine inanmıyorsunuz……

Amerika’nın bir şey yapmayacağına inanmıyorum. Biz bir şeyleri değiştirebilirsek ancak iyi şeyler olur. Buna inanıyorum.

Türkiye Kürtler’ini nasıl bir durumda buldunuz?

Türkiye’deki Kürtler’e uygulanan politikalara karşıyım. Türkiye her ne kadar demokratik adımlar attığını söylesede bunu uygulamıyor. Demokrasinin olup olmadığı şurdan da belliydi. Batman Belediye Başkanı’nın odası kurşunlanmış. Türkiye’nin ne kadar demokratikleştiği ordaki kurşunlardan da görülüyor. Türkiye’de batı ve doğu arasındaki fark o kadar büyük ki. Bunlar arasında denge kurulmadığı sürece AB bile Türkiye’nin durumuna bir şey yapamaz. Ben anlamıyorum zaten Türkiye neden doğu ve batı arasında bu kadar büyük bir ayrım yapmış.

Bölgedeki bir çok festivale katıldınız. Nasıl buldunuz?

Festivaller kapsamı çok dar ve etkinlikler açısından fakir. Kürtler’in kendisi fakir ve yoksul bir halk. Daha geniş bir organizasyona sahip olması gerekiyordu festivallerin. Hem ulusal hem yerel basın yeterince işlemiyor festivali. Diğer parçalardaki Kürtler’in de katılımıyla festival zenginleştirilebilirdi. Bu konuda eksiklik var.

İstanbul ve Diyarbakır’da bir sinema filmi yapacakmışsınız? Biraz anlatırmısınız.

İstanbul ve Diyarbakır’da yapacağım bir film vardı. Ama şu anda ortam çok gergin. Yine de projeyi geliştirmeye ve alt yapısını oluşturmaya çalışıyorum. Şu anda çalışmam devam ediyor. Şunu diyebilirim bu filmin yarısı Diyarbakır ve yarısı da İstanbul’da çekilecek.

Kürt sinemasını hangi aşamada sizce?

Kürtler tek bir ülkede yaşamıyor. Kürdistan 4 parçaya bölünmüştür. Hiç birinde de sinemaya yönelik ciddi bir kurum yok. Kürt sineması da bir merkezde toplanmamıştır. Kürt sineması büyük zorluklarla karşı karşıya. Kürtler’i 4 parçada buluşturacak bir sinema dergisi bile yok 40 milyon Kürt var ama bu kadar Kürdün bir sinema yapacağı doğru dürüst bir kurumu yok. 40 milyon Kürdün 10 sineması ancak var. Tabi Kürtler de bu yüzden sinemadan uzak kaldılar. Kürtler’in sinema kültürü kazanması gerekiyor.

*Hiner Saleem’in Sıfır Kilometre ve sizin filmlerinizle Kürt sineması oluşmaya mı başladı?

Kürt film dünyasında  başarılı olan bizler. Şans üzerine bu kadar başardık. Doğru dürüst bir koşuldan değil. Tamamen rastlantıdır. Koşullarımız hiçbir zaman elverişli olmadı. İmkanlarımızı kendimiz yarattık. Kimse bize destek olmadı. İran Kürdistan’ında nerdeyse 400 tane kısa film yapımcısı var. Bunların hepsi de kendi imkanlarıyla yapıyor bunu. Başarılı insanlar ama bunların imkanı yok Yeni Kürt filmleri ile Kürt sinemasına yeni bir bakış açısı kazandırdığımızın farkındayım. Kürt sinemasının inanıyorum ki 10 yıl sonra daha iyi olacaktır. Çünkü bizim yaptığımız filmlerle Kürt sinemasına yabancılar da ilgi duymaya başladı. Bu açıdan gelişeceğini düşünüyorum. Bu filmler Kürt gençlerinin önüne de açıyor.

Kürt sineması beyaz perde de daha iyi bir yer bulacak mı?

Evet

Röpörtaj:Hikmet Erden | Leyla Güleç -