Masalsı bir öykü: Jîn

Sadık Bağadur- Sinema Dicle

Türkiye’de ve Kürdistan’da çekilen politik filmlerin olumlu ve olumsuz tepki toplayan bir çok örneği olduğu şüphesiz. Ama İzlediğimiz bu tarz filmlerde, senaristin hayal dünyası ve yönetmenin çekim tekniği izleyiciyi düşündürür çoğu zaman..

Reha Erdem, bana göre Türkiye’de sinema tekniği ile en çok düşündüren Yönetmenlerden biri...  Daha önce,“Beş Vakit“, Kosmos“ ve “Hayat Var“ gibi filmleri ile görsel fotoğrafik görüntülerle,başarılı çalışmaların ardından, bu kez hem yönetmeni, hem senaristi ve hemde kurgusunu yaptığı , Jîn filmi ile karşımıza çıktı.

Öncelikle, film, anlatılması güç bir konuyu anlattığından dolayı, her türlü tepki normal karşılanabilir. Türkiye’de böylesi politik konulara değinen, sanatsal aktivitelerin, kaygı taşımadığını söylemek yersiz olabilir. Fakat, Jîn destansı bir masallıkta, doğa ve savaş ikileminin, başarılı bir ürünü bence.

Öncelikle, filmin konusu, Jîn’i gerçekten anlatmaya yetmez. Çünkü Reha Erdem alışılmış çoğu Yönetmen gibi direk olarak, replikler ve karakterler üzerinden anlatım biçiminin aksine, anlatılması zor bir konuyu görsellikle anlatabilmeyi başarabilen bir Yönetmen. Fakat gerçekten filmi değerlendirebilmek için her sahnesini çok dikkatli bir şekilde izlemek gerekiyor.. Ama önce Jin’i tanıyalım..

Jìn, bir kadın gerilladır..  Türkiye’de bir çok insan gibi kimliği, kültürü yasaklanmakla kalmamış, babası öldürülmüş ve gerilla saflarına katılmıştır. Her ne kadar ki, ayrılmasının nedeni filmde verilmemiş olsa da, Ayrılmadan hemen önce kendisine şarkı söyleyen kadın gerillaya sarılması, ve ayrıldıktan hemen sonra uzun uzun ağlaması, istemediği halde kendisini ayrılmak zorunda hissettiğini gösteriyor gibi. Zira ayrıldığı için mutlu olan bir Jìn yok karşınızda..

Yolculuğunu tamamlamaya çalışırken, karşılaştığı taciz ve tecavüz girişimleri, Türkiye’de ve Ortadoğu’da kadınlara şiddet ve tecavüz kültürüne karşı ağır bir eleştiridir. Ayrıca Jin’in bir Kürt kadını olarak, bu girişimlere karşı güçlü karakteri, militan bir kadının hayran kalınası kişiliğini gözler önüne seriyor. Jin, hiçbir koşulda çözülmeyi, ve teslimiyeti kabullenmeyen bir kadındır.

Jìn, Doğa ve Savaş..

Filmin masalsı yanı olan Jin ve doğa ilişkisine dair pek replik bulamazsınız filmde. Çünkü Reha Erdem anlatmak istediklerini karakterlerine söyletmez. Bunu görüntüleriyle  gösterir. Öncelikle savaşın doğa tahribatını, bazı hayvanlar ve kurşunlanarak kırılan bir ağaç dalından açık bir şekilde izleyiciye sunmayı başarmış. Öte yandan, tabiat anayla bütünleşmiş, doğanın bir parçası haline gelen bir kadın gerilla. Hava saldırısından kaçarak Jin’in yanına gelen bir ayı, yanı başında beliren ve kendisinden hiçbir kaygısı bulunmayan bir geyik, yırtıcı olmasına karşı Jin’e kayıtsız kalan bir Vaşak...

Ekmeğini paylaşabilen,  bir kadın Jin. İçinde insan , doğa ve canlı sevgisi barındırabilen masalsı bir peri gibi.. Yaralanmış bir eşeği yükünden kurtaran, yarasını saran, şahin yumurtalarından sadece birini alarak, diğerlerini yerinde bırakabilen mütevazi bir peri...

Jì﷽﷽﷽﷽﷽﷽﷽﷽için mutlu olan bir Jioram olarak verilmemiş olsa dahi, şımadığını ve etkilenemeyeceğinibi. üm hayvanların Jin'le geriìn’in Yolculuğu..

Jin,  Annesine ulaşmaya çalışırken, kimlik kontrolünde, yakalandığında, tesadüfen çıkan bir çatışmada yaralanan gerilla arkadaşına,  bir askerin “Ağır yaralı, doktor çağırdık, iyileşirse çok işe yarar“ söylemindeki, çıkar elde etme  hesaplarına karşın, tekrar kendini ait hissettiği dağlara döndüğünde, yaralı bir askeri, hiçbir çıkar düşünmeden çatışma ortamından çıkaran ve onu savaş esiri olarak iyileştirip evine gitmesine izin veren bir kadın savaşçı karakteri... 

Jin ayrıldığı süreç içerinde, çeşitli tecavüz ve baskılarla karşılaşmış olsa da, buna karşı hep direnen ve asla taviz vermeyen özgür bir kadın. Kadın doğası gereği , duygusal zaaflarına rağmen, toplumsal sorunların mücadele gerektirdiğine inanmış olmalı ki, tekrar yönünü dağlara döndüğünde, karşılaştığı gerilla arkadaşlarına tam ıslık çalacakken durması, gururunun ona engel olduğu izlenimi veriyor. Zira tekrar arkadaşlarına kavuşmamış olsa bile gerilla kıyafetlerini ve silahını tekrar alması çok etkileyici bir kare.. 

Yas...

Filmin son sahnesinde Jin’e ateş açıldığında, bir ağaca tırmanıp, vurularak düşmesinden sonra filmde yer yer masala dahil olan tüm hayvanların Jin’in baş ucunda belirmesi masalın en güzel ifadesi. Belki de Jin’e bir tür aşkla bakan bu yabani canlıların, hayatı ona bağlıymış gibi hissediyor insan. Jin vurulmuş ve tüm doğa ona yas tutuyor gibi. Bütün bu gerçekçi toplumsal sorunlarla mücadele eden savaşçı, mücadeleci ama oldukça duygusal karakterli bir parçasını kaybetmek üzere olmanın acısını yaşıyor doğa ve canlılar...