Başkanın Adamları: Başkanın Köpekleri!




“Yalan söyleyin. Mutlaka inanan çıkar. 
Yeterince sık söylenen yalan, sonunda gerçek hale gelir.”

(Hitler'in propaganda bakanı Goebbels)

ARDÎN DÎREN- Sinema Dicle

Basın ve medyanın tarihsel süreç içinde her ülkede, bulunan koşullara göre farklı şekillendiği bilinen bir gerçektir. Her devlet zamanla kitle iletişim araçlarını kontrol altına almış ve kendi amaçları doğrultusunda kullanmıştır. Özellikle radyonun çıktığı ilk yıllarda çok kısa bir sürede propaganda aracı haline gelmesi bir tesadüf değildir. Devletler ve hükümetler kısa bir sürede radyonun gücünü keşfetmiş ve savaşlarda bir silah gibi kullanmaktan geri durmamışlardır. Daha sonra televizyonların ortaya çıkması var olan durumu bambaşka bir alana sürüklemiştir. Artık görsel medyanın gücü her eve kadar sirayet etmiş, insanları etki altına almayı başarmıştır. Kitle iletişim araçları ile savaşlar başlatılmış ve yine aynı araçlar sayesinde savaşlar son bulabilmiştir. 

Gerçekte anlatıldığı gibi medyanın o kadar da özgür ve bağımsız olmadığı zamanla su yüzüne çıkmıştır. Elbette ki bazı ülkelerde medyanın bazı alternatifler yarattığını ve halka doğru enformasyon sunduğunu kabul etmek gerekir. Ama medya gerçekliğini genele vurduğumuzda kitle iletişim araçlarının iktidarların elinde ve güdümünde olduğu anlaşılacaktır. Artık günümüzde yaratılan sanal alem bazı doğrular ve gerçekler hakkında insanları kuşkuya düşürmekte ve insanların kaygıları artmaktadır. Kitle iletişim araçları her gün kendini yenilerken, gerçekler çok kolay bir şekilde deformasyona uğramakta ve insanlara yalandan, sahte bir dünya sunulmaktadır. Böylelikle medya aracılığıyla yalanlar söylenmiş ve inananlar da fazlasıyla çıkmıştır. Bu yalanlar çokça dillendirilmiş ve sonunda da gerçek hale gelmişlerdir.

Muhalif yazar ve düşünür Noam Chomsky, medyanın “ karar verici, fikir dönüştürücü ve değer yaratıcı” olduğunu belirtir. Medyanın geçirmiş olduğu tarihsel süreçleri düşündüğümüzde Chomsky’in ne kadar haklı olduğu ve yerinde bir tespit yaptığı açıkça ortaya çıkacaktır. 

Başkanın Adamları ( Wag the Dog) filminin kısa bir özetini verdikten sonra filmde medyanın nasıl kullanıldığına ilişkin bir eleştiri sunmaya çalışacağım.

ABD seçimlere hazırlanmaktadır. Seçimler gerçekleştirilmeden evel bir skandal ortalığı allak bullak eder. Başkanın Beyaz Saray’da bir kıza cinsel tacizde bulunduğu iddası ileri sürülür. Seçimlerde çekişmenin olması böyle skandal haberleri de beraberinde getirmiştir. Başkan bu durumdan hoşlanmaz, rahatsız olur ve Çin’e kaçar. Bu olayı temizlemek artık Beyaz Saray'a kalmıştır. Saraya deneyimli, bay işbitirici danışman olan Conrad Brean (Robert De Niro) çağrılır. Başkanı temize çıkarmak için yalanlar üretilmeye başlanır. Başkanın hasta olduğunu ve Çin’den bir gün geç döneceği söylenir. İnsanları farklı bir yöne çekmek için savaş fikri ortaya atılır. Tabi bu savaş gerçek bir savaş değil tamamen kurgusal bir savaş olacaktır. Bunun için de işin ustası olan Hollywood yapımcısı olan Stanley Motss’a (Dustin Hoffman) gider ve durumu açıklar. Çok geçmeden Stanley işi kabul eder. Stanley işin uzmanı olduğu için hemen kurgunun ilk pratiklerini anlatmaya başlar. Bir manken bulunacak ve ona ne çekileceğini söylemeden bir video çekecek daha sonra da montaj yöntemiyle ona savaşta kedisi ile kaçan savaş mağduresi süsü vereceklerdir. Bunun için de Arnavutluk uygun görünür. Bu durumda Arnavutluk ABD ye saldıracak gündem değişecek ve başkanın skandalı da unutulmuş olacaktır. İnsanlar gittikçe bu suni savaş ortamına inanır ve skandalı unutur.

Bir süre sonra CIA olaya el atar. Bu yalana son vermelerini çünkü böyle bir şeyin olmadığın söylerler. Başkanın adamları bu sefer yeni bir hikaye üretirler. Bu hikeyeye göre bir çavuş arnavutlular tarafından esir alınmıştır. Sözkonusu çavuşun gömleği üzerinde “Dayan Anne!” yazmaktadır. Böylece halk yine skandalı unutmaya çalışır ve ajitasyona sarılır. “Dayan anne!” sözü slogan haline gelir. Çavuş kurtarılıp ABD’ye getirileceği sırada başkan ve hükümet aklanacak ve kahraman olacaklardır. Ama aksilik yine peşlerini bırakmaz. Onlara teslim edilen kişi tecevüz suçundan tutuklanan ve uyuşturucu kullanan birisidir. Bindikleri uçak havadayken bozuk hava yüzünden bir bir kasabaya inmek zorunda kalır. Teslim alınan mahkum bir kıza tecavüz etmeye kalkışırken kızın babası tarafından öldürülür. Tüm olumsuzluklara rağmen kurguya devam ederler. Çavuşun kahramanca öldüğü haberini yayarlar ve görkemli bir cenaze töreni yaparlar. Kurguları işe yarar ve başkan seçimleri kazanır. Senaryonun yaratıcısı ve Hollywood yapımcısı Stanley isminin duyulmasını istemektedir. Olayları açıkamak ister. Fakat Brean’ın adamları tarafından yakalanıp öldürülür.

Film şöyle bir yazıyla başlar; “Köpek neden kuyruğunu sallar? Çünkü köpek kuyruğundan daha akıllıdır. Eğer kuyruk daha akıllı olsaydı, kuyruk köpeği sallardı.” Burda iktidar köpek ve halk da kuyruk oluyor. Ünlü düşünür Bacon, “Bilgi güçtür.” der. Bilgiyi elinde tutan baş’tır, köpektir, akıllıdır ve işi en iyi bilendir. Kim güçlüyse yönetme hakkı da onundur! Efendi iktidar, köle halk söylemi bu durum için uygun düşecektir. Bundan böyle demokrasi, adalet, özgürlük ve eşitlik kavramları da güçlünün anlayışına ve izanına göre zuhur edecek. Halk önüne geleni kabul etmek zorunda kalacak aksi taktirde afaroz olmakla yüz yüze kalacaktır.

Tabi güçlü bunu yaparken sırtını medyaya dayayacak ve gerçekleri tersyüz ederek halka sahte, yalan ve anlamısız bilgiler empoze edecektir. Medya iktidarın güdümünde taraflı bir yayın yapmaya başlayacaktır. Filmde de medya hemen manipülasyona başvurup halkın bakış açısını farklı yönlere çekmeye çalışmaktadır. Bunun için de halk tarafından geleneksel bir söz sürekli tekrar ettirilir. Zaten güdümlü ana akım medya sürekli tekrardan ibaret değil midir? 

_ Yarı yolda at değiştirilmez!
_ Kazananın peşini bırakma!
_ Amerikan iyliği için çalış!
_ Seçim günü başkanınızı yeniden seçin

Yarı yolda at değiştirilmez sözünün diğer bir anlamı da “başka bir seçeneğiniz yok, alternatif bir yaşam ancak kazananın peşini bırakmamakla olur!” demeye getiriyor. Çaresiz bir toplum yaratılıp onun üzerinden toplum mühendisliğine soyunan bir medya ülkenin iktidarıyla beraber vücut buluyor. Amerika’nın iyiliği için çalışma... Ebed müdet devlet anlayışı hakim kılınmaya çalışılırken bir yandan da resmi ideoloji insanlara enjekte ediliyor yaratılan sahte görüntülerle! Kamuoyu belleksiz, bilinçsiz kılınmaya çalışılıyor. Tüm bu geleneksel sözlerin okuması bana göre statükoyu etkin kılmak ve var olan mevcut düşünce dışında başka bir düşünceye yer vermemek anlamına geliyor. Yeni düşünce ve ufuklar körleştiriliyor ve insanlar edilgen pozisyona düşürülüyor sürekli dillendirilen yalanlarla. Daha önce bildiklerini okumak için ellerinden gelen her şeyi yapıyor iktidar ve erk sahipleri. 

“Bu dünyada gerçeklik yıkılıp yok edilmiştir. Medya imgelerden oluşan yeni bir gerçekliktir.” der Baudrillard. Artık yeni bir gerçeklik, üretilmiş bir gerçeklik sözkonusudur. Bu sözler filmin özetini ve anlamını vermektedir bize aslında. Medya tarafından çekilen reklamlar sayesinde ara ara bu sözler tekrar edilip halk üretilmiş gerçeklere yönlendirilir. Bu şekilde halkın rızaları sinsice alınmış olur. Başkan ve adamları yarattıkları kurgusal savaş ve reklamlarla halkı olanlara inandırmaya çalışıyorlar. Tabiri caizse başkana köpeklik yapıyorlar! Bilgi, güç ve medya onlarda dolayısıyla köpeklikte onlarda zira kuyruk olmayı köpek olmaya yeğliyorlar! Akıllı addedilebilmek için köpek olmak gerekir hem de şakacı bir köpek! Her iktidar, kendine kuyrukların üstesinden gelen köpekler peydahlar. Yalan üretmekte mahir, gerçeği saklamakta ehil insanlardır bunlar. Hakikatin ırzına geçmekten imtina etmeyen, bununla böbürlenen şişkin ego sahipleridir tüm bu iktidar seviciler. 

Başkan ve seçimler için kurgusal bir savaş hazırlığı yapan Stanley ve Brean çok profesyonel çalışırlar. Halkın duygusunu sömürmek için sadece görsellik ile yetinmeyip yaratılan bu sanal savaşa uyum sağlayan bir müzik de icra ediyorlar. Görsel ve işitsel verilerden yararlanarak duygular üzerinden bir etki yaratılır. Öyle ki müzik ile beraber savaş mağduresi için ağlaşmalar başlamıştır bile. Beyaz kediyle masumiyet pekiştirilerek üzülme dozajı daha da arttırılmıştır. Başkanın kızın annesine paltosunu vermesi ile başkanı sempatik ve meşru kılmanın yolları aralanmıştır. Yine esir çavuş için tellere ve ağaçlara fırlatılan eski papuçlar insanın yüreğini burkmaktadır. Böylelikle halkı sistematik bir şekilde manipüle etmek ve kandırmak kolaylaşmıştır. Şairin dediği gibi, “Duygular paketlenmiş tecime elverişli.” hale gelmiştir. Medya rolünü başarıyla tamamlamıştır.

“Sloganları hatırlatırız ama nalet olası savaşları unuturuz. Fotoğraf elli sene sonra hatırlanır ama savaş unutulur.. savaş şov işidir.”

Medya ikna etme gücünü kullanmak için daima slogonalar üretir. İnsanın beynine kazınan bazı görsellikler (fotoğraf ve görüntüler) yıllar da geçse unutulması zor oluyor ve halk buna sürekli inanır. Aslında medya savaş ortamını sürekli şovlaştırır! Kamuoyu bu şovlara alıştırılır ve kimse de sorgulamaya kalkışmaz var olan durumu. Her iktidar kendi erkini korumak için bukalemunvari bir tarzda çalışır. Başkanın adamları başkanın nüfuzunu tekrardan canlandırmak için her türlü girişimde bulunuyorlar. Sahte gündem, haber, reklam ve senaryolarla halk uyuşturulur ve edilgen kılınır. Felce uğramış algılar yalanlara yönlendirilmiş olur. Yavru kedisiyle savaş ortasında kalan kadını ve esir düşmüş çavuşu kurtarmak, tıpkı daha önceki savaş fotoğrafları gibi elli yıl sonra da hafızalardan silinmeyecek!

Tüm bu senaryonun yaratıcısı olan Stanley’in cenaze sahnesi için söylediği şu söz çok manidardır, “Şuraya bak baştana sona sahtekarlık ama tamamen gerçek görünüyor.” Senaryonun can alıcı noktası bu söz oluyor. Başka deyişle sanaryonun anafikri mahiyetinde bir söz. Bir Hollywood yapımıcısın popüler olmak ve adının duyurulması için debelenip çırpınması Amerikan medyası ve Hollywood’un bir yüzü olarak da görülebilir. Çünkü isim ve etiket onlar için çok önem arz ediyor. 

Bir yandan filmi izlerken filmin içindeki filmleri ( değişik imgelerle yaratılan suni gerçeklik) izleme fırsatı da doğuyor. Bir nevi film içinde bir film gibi geliyor insana. Genelde iç mekanlar kullanılmış ve yakın plan çekimlere yer verilmiştir. Sahnelerde fazla abartı olmayıp dramatik unsurlara pek yer verilmemiştir. Her ne kadar filmdeki karakterlerin profesyonel performansları bir özdeşleştirmeye sebebiyet viriyorsa da üretilen sahte gerçekliğin bizlere gösterilmesi bizi arınmadan kurtarıyor diyebiliriz. Film içinde sürekli kasvetli bir atmosfer hakim. Yağmurlu ve sisli atmosferlerde çekimlerin yapılması konuyla da bütünlük taşıyor. Özellikle son sahnede loş bir salonda boş sandalyelerin gösterilmesi filmin bir çok kodunu deşifre ediyor. Bu odanın boşluğu kadar siyasetçiler ve siyasetin içi de boş ve anlamsız oluyor! Gerçek alandan ve halktan kopuk bambaşka amaçlar peşinden koşan sürü psikolojisindeki politikacılar…

Sonuç olarak film, bize çevremizde olan biten gelişmelerin göründüğü gibi olmadığını, olayların arkasında başka gerçeklerin de varolduğu mesajını vermektedir. Yaşamı sorgulamayan ve medya aracılığıyla bizlere sunulan her veriye inanan bir kamuoyunun oluşturulduğu günümüz kapitalist sisteminde, bizleri uyarma ve uykudan uyandırma gayesini taşıyan bir film olarak nitelendirebiliriz.