Dünya sinema günü vesilesiyle; sinema nasil basladi

Sinemanın Başlangıç Serüveni

Sinemayı isterseniz eğlence, vakit geçirme aracı olarak görün, isterseniz yaratıcı bir sanat dalı. Şu bir gerçek ki başlangıç tarihi sayılan 1895'den beri, sinema hepimizin hayatında büyük ya da küçük bir “yer” kaplıyor.

Sinema artık üniversitelerde eğitim verilen bir akademik alan, bazı ülkelerin en önemli ihraç ürünü. İşte, kocaman video kasetlerden, teknolojinin gelişmesiyle DVD, VCD, dijital dosyalara giren sinemanın serüveni.

Kim Buldu? İlk Kez Kim İzledi

Almanlar her ne kadar önceliği Fransızlara kaptırmayalım, sinemayı biz bulduk diye serzenişte bulunsalar da, sinemanın mucitleri akademik çevrelerce Lumiére Kardeşler olarak kabul ediliyor. Evet, şu bir gerçek ki, Almanyalı iki kardeş Max ve Emil Sklandowsky yaptıkları ilkel bir cihazla, Lumiére Kardeşler’den yaklaşık iki ay önce 1 Kasım 1895’te çalışmalarını insanlara sunmuşlardı ama bu icat bir projeksiyon makinesinden daha çok hareketli resim ve görüntüleri kabaca art arda gösteren bir aygıttı. Sinemadan anladığımız şeyin çok gerisinde olan bu buluş, sinemanın başlangıcı kabul edilemezdi.

İlk sinema gösterimine yalnızca otuz kişi tanık oldu. Tarih 28 Aralık 1895’ti. Bu biletli otuz kişi, Paris’in Capucines Meydanı’nda bulunan binanın bodrum katında, Lumiére Kardeşlerle birlikte tarihe geçeceklerinden habersiz, yirmi dakikalık filmi izlediler. Lumiére Kardeşler, "L’Arroseur Arrousé" isimli kendi hortumuyla kendisini sulayan bahçıvanın yanı sıra fabrikalardan çıkan işçilere kadar, komik ve ilginç olaylardan oluşan bu filmi izleyicilerine sundu. Tabii ki daha sesli sinema icat edilmemişti. Duyulan sesler, izleyicilerin kahkahaları ya da yürüyen işçilerin kendilerini ezeceğini ya da hortumdan çıkan suyun kendilerini ıslatabileceğini düşünen izleyicilerin korku dolu mırıldanmalarıydı. Bu icat çok geçmeden kulaktan kulağa yayılacak, Lumiére Kardeşler sadece film gösteren ilk sinema salonunu açacaklardı.
Kurgu ve Hikâye Sinema Salonlarına Giriyor

Çok geçmeden birileri bu eğlenceli görüntüler arasında neyin eksik olduğunu bulacaktı. Sinema, edebiyat ve tiyatro gibi alanlardan beslenecek, sinemaya hayal gücü, oyunculuk, karakter gelişimi, hikâye unsurları eklenecekti. Bu noktada 1903 yapımı The Great Train Robbery (Büyük Tren Soygunu) isimli filmin önemi büyük. Filmde, on dakika boyunca tek konu anlatılıyordu; tren soygunu, kaçış ve suçluların yakalanışı. Bu yapımın ardından filmlerin süreleri git gide uzayacak, konular ve karakterler daha etkileyici hale gelecekti. Sinemanın bu “Sessiz Dönem”i bu gün bile izlediğimizde bizi etkileyen çok sayıda yapıtı doğurdu. Bu dönemin izlemenizi tavsiye ettiğimiz başyapıtları Birth Of A Nation, The General, The Battleship Of Potemkin, The Passion of Joan Of Arc, Intolerance, Gold Rush, Metropolis ve The Cabinet of Dr. Caligari.