Utanç

 

 Belki bin yıldır Bamyan vadisinde yer alan, binlerce Budist’in ziyarete geldiği Buda heykeli, Taliban’ın dinamitleriyle 2001 yılında yıkılmıştı. İranlı sinemacı ailenin en küçük üyesi , filmini Afganistan’ın orta kesiminde, Kabil’in kuzeybatısında yer alan Bamyan’da çekmeye karar verir. Filmin orijinal adı, Hana’nın babasının bir sözü üzerine şekillenmiştir. Taliban dinamitleriyle yıkılmış olsa da, o bölgede varolan vahşete tanık olan Buda’nın, aslen utancından yıkıldığı gibi bir metafor yapar baba Makhmalbaf. Utanç adlı bu film de böylece Hana’nın kafasında iyice şekillenir.

Oyuncularını Afganistan’da yaşayan yüzlerce çocuk arasından seçen Hana, filmde hiç profesyonel oyuncu kullanmamış. Buna rağmen özellikle filmin başrolündeki küçük kızın başarısı gerçekten görülmeye değer. Yakın plan, elde kamera ile çekilmiş sahneler, karakterlerle özdeşleşmemizi, gerçeklik duygusunu sonuna kadar hissetmemizi sağlıyor. Çekimlerde özellikle kullanılan bu amatör tad, günümüz Afganistan’ını anlatan filme belgesel niteliği veriyor ama bu film bir belgesel değil. Dramatik yapısı oldukça güçlü olduğu halde gerçekleri anlatmakta oldukça başarılı Hana Makhmalbaf.

Yıllarca Taliban ve sonra da Amerikalılar tarafından piyon olarak kullanılmış, özgürlüğünü ilan edememiş, sonunda kendi kaderine terkedilmiş, açlık ve sefaletle, zorlu coğrafi koşullarda ayakta durmaya çalışan bir halkın savaş psikolojisini çocukların üzerinden, onların oyunlarının içinden anlatmak gibi muhteşem bir yol seçmiş yönetmen.

Bamyan’da yüksek kayalara oyulmuş yerleri kendilerine mesken eden ailelerden birinin altı yaşındaki kızıdır Baktay. İlgisiz bir annesi ve küçük bir kız kardeşi vardır hayatında, bir de komşu oğlu Abbas. Baktay kız kardeşine bakmakla yükümlüyken Abbas okula gitmekte, ders çalışmaktadır. Alfabeyi öğrenmek için harfleri devamlı yüksek sesle tekrar eden Abbas’a özenen Baktay okula gitmeye karar verir. Artık tek amacı bir deftere sahip olmaktır. Bu noktadan sonra filmin dramatik yapısı iyice şekillenir

Baktay o küçücük boyuna rağmen koca insan gibi yollara düşer, büyüklerin dünyasına girer ve itilir, kakılır. Defter alabilmek için yumurta satar, ekmek satar, başına bin türlü iş gelir ama o yılmaz. Gözyaşlarını başını kapayan örtüye siler ve yoluna devam eder. Erkek ve kızların okullarının ayrı olduğunu öğrenen Baktay, kız okulunu bulmak için yollara düştüğünde ise karşısına 5-6 adet erkek çocuk çıkar. Bu çocukların Baktay’ı içine aldıkları acımasız oyunlar, filmin en etkileyici sahnelerini oluşturur. 

İlk oyunda çocuklar Baktay’a Amerikalıymış gibi davranıp saldırırlarken ikinci oyunda ise rolleri değiştirip Taliban casusuymuş gibi davranıp saldırırlar. Baktay’ın “bu savaş oyununu sevmedim” çığlıklarına karşı, “bu bir oyun değil” cevabını veren çocuklar, şiddetin ne boyutlarda olduğunu ve çocukların psikolojisini dahi ne derece etkilediğini gözler önüne sererler.

Savaş karşıtı diye geçinen ama izledikçe ne kadar yanlı bir bakış açısıyla işlendiğini ve kendi ülkesini aklama adına yapıldığını anladığımız onca filmden sonra, konuya bu şekilde yaklaşan doğulu bir film izlemek gönüllerimize su serpti. Fakat filmin sadece İstanbul’da tek bir salonda oynaması gerçekten üzücü, festivalde izlemiş olanlara ne mutlu, bu şahane filmi vizyonda izleme zevkini kaçıracak çok insan var maalesef